Karanlık odanın loş ışıkları altında, esmer teniyle kalın saçlarını omuzlarına dökmüş o folloş geldiği andan itibaren ortalığı yakacakmış gibi parlıyordu. Ateşli bakışlarıyla adamın gözlerinin içine dikildi, dudağında sırıtarak hemen yaraklarına koştu. Dilini acımasızca yumuşak deriye sürttü, dudaklarıyla sıkıca kavrayıp deli gibi emmeye başladı. Adamın sertleşen yaraklarının sırtına vurarak azgınlığını belli etmesi üzerine elleri aşağı kaydı; kıvrım kıvrım büyük kalçasını tutup okşarken, dilini amcığını yalayarak gezdirdi. Nefesi kesildiği anda başını kaldırıp “Daha hızlı” diye fısıldadı.
O anda her şey hızlandı. Adam belini kavradı, masanın kenarına yasladı folloşu ve arkasından sertçe dayadı. Büyük kalçasını avuçladı, yalancı küçük göğüslerini sıktıktan sonra amcığını parmaklarının arasında buldu ve hırçınca sokmaya başladı. O da karşılık verip ısırarak ense köküne yapıştı. Sert çekişlerle amcığını içine aldı, boğazında yanık bir acı hissetti ama inatla yutmaya devam etti; ağzındaki sıcaklığa direnemiyordu.
Kökleme iyice koyulaştı; adam bütün gücüyle folloşun karnına bastırırken aynı anda şehvet dolu fısıltılarla onu azdırıyordu: “Senin için varım… İstersem seni parçalarım.” Kalça kasları kasılırken adam daha sert vurdukça folloş çığlık çığlığa inliyordu. Elleri masaya dayanmış, nefesi kesilmişti ama pes etmiyordu.
Sonunda doruk noktaya ulaştılar; adam tüm gücüyle yaraklarını folloşun sıcak amcığında boşalttı. Sıcak sıvılar yüzüne doğru püskürdü; o da yüzünü buruşturup gülümseyerek “Daha fazlasını istiyorum” dedi. Yüzüne akan beyazlığa aldırmadı bile, dişi bir istekle devam etti sert köklemesini hissetmek için. Her vuruşta içten gelen vahşi arzusu kabarıyor, ikisinin de bedenleri tutuşuyordu. Sonunda ikisi de aldığı hazzın etkisiyle birbirine sarılıp nefes nefese yere yığıldılar; gecenin en çılgın anlarını ölümsüzleştirmişlerdi böylece.