Ben adımı söyledim, adı geçen adamdı; kızının yeni nişanlısıydım. Onunla evde tek kaldığımız o anlarda fena halde içimdeki sapık heves kabardı. Üzerinde dövmeleri, piercingleriyle asi ve sıcak bir folloştan fazlası değildi… O küçük kızağı, beni çağıran bir ayartıcıydı adeta.
İlk bakışta göz göze geldiğimizde avını yakalamış gibi oldum; dudaklarını ısırıyor, yaramaz çocuğun oyununa hazırdı sanki. Hemen kalktım üzerine doğru yürüdüm, omzundan tutup saçlarını hafifçe çekerek dizlerinin üzerine çöktürdüm. Gözlerindeki o parıltıdan anladım ki, o da benim kadar azgın ve istediğini biliyordu. Parmaklarımı metal piercinglerine takıp hafifçe çekiştirirken ağzını açtı, bana yaklaştı; diliyle dudaklarımı karıştırmaya başladı.
Giydiği seksi kıyafetleri birer birer üzerimden attım; dövmeleri boyunca ellerim gezdikçe titredi ama direnmedi bile. Amcığını sıkıca yumruklayıp dilimi oraya sürttüğümde neler çektiğini duymak bile başımı döndürdü. Sonra kalçasından kavrayıp sertçe çektim kendime doğru; aramda kalan amcığı şiddetle sıktı ve bacaklarını açarak beni davet etti. Anüsüne parmaklarımı sokarken yüzündeki acıyla birlikte aldığı hazzı sezdikçe daha da hızlandım.
Temizlenmiş amına büyük ve kalın yaramla dayandığımda gözlerini kapatıp derin nefesler aldı; ben de amcığını fal taşı gibi açarak her saniye biraz daha içeri girmeye başladım. Sikişim sertleşip tempo artınca kahkahalar arasında boğulur gibi oldum; “daya” diye bağırışları kulağımda yankılanıyordu. Öyle bir kökleme yaptım ki, içine sanki içimde patlayacakmış gibi hissettim.
Sonunda çıldırmışçasına bağırtılar içinde boşaldım onun içine, hem anüsüne hem de amcığına saplandığımı hissediyordu. Yüzünde yaşlar süzüldü ama utanmıyor, tam tersine o iğrenç arzuyu dahi gizleyemiyordu artık. Ben de onun deli dolu vücudunu bırakmadan dudağına vurucu son öpücükler kondurdum ve böylece pasaportlu işkencemizi tamamladım; sapıklığın dibini bulmuş adamların en kralı olarak kalacağımız geceydi bu…