Anna Chambers, o acımasız arzunun tam ortasında, Pristine Edge’le birlikte çıldırtıcı bir oyuna dalmıştı. İki sağlam folloşun arasında kalan o genç kadın, ilk hamlede bile nasıl parçalanacağını biliyordu. Pristine’nin kocaman yarak sesiyle dolan odada, Anna’nın amcığı ıslaklığıyla parlıyordu; her hareketi, her kökleme onu daha da delirtiyordu. Yavaş yavaş kıvrılan bedenler birbirine sıkıca yapışmış, nefesler boğazda düğümlenmişti.
Pristine’nin sert dayaması Anna’yı deli ederken, diğerinin eli amcığını sıkarak ritmi hızlandırıyor; boğazındaki inlemeler karışık bir armoni oluşturuyordu. Üçlü arasındaki çekim o kadar yoğundu ki, kimse durmak istemiyor; sanki birbirlerinin bedenlerine saplanmak için yarışıyormuş gibiydiler. Anna’nın amcığına yapılan o sert kökleme ve derin sokmalar yüzünden sesleri giderek yüksekleşiyordu; “Daha sert!” diye haykırıyor, iki folloştan biri amını daha sıkı tutuyor, diğeriyse kaşlarını çatıp dayanılmaz bir hırsla yol alıyordu.
Yaraktan çıkan çiğlik kokusu tüm odayı sararken, kuruğa kaçan ter damlaları ten içine sinmişti. Pristine’nin keskin sürtünmeleri ve ani göğüsleriyle yaptığı ince hilelerle Anna artık tamamen teslim olmuştu. İkisinin aynı anda verdiği darbe kalp atışlarını hızlandırırken, Anna’nın vücudu delicesine titriyordu. İnleyen seslerin arasına yorgun ama tatmin olmuş kahkahalar karışıyor; sanki herkesin tek isteği bu vahşi sikişi bitirmemekti.
Sonunda yoğunlaşan ritm öyle bir noktaya vardı ki, ortak bir patlamayla üçü de boşaldılar; Anna’nın amında patlayan zevk dalgasıyla beraber bodrumdaki geceyi aydınlatan içten iniltiler havayı yaktı geçti. Kan ter içinde kalan bedenler birbirinden ayrılırken bile gözlerinde hala istek vardı; bu gece unutulmayacak kadar sert geçmişti ve herkes baygın halde mutlu harabeydi.