Odanın karanlığı içinde oynaşan gölgeler gibi başladı her şey. Kadının zorlayıcı bakışları altında adamın yumuşak çaresizliği büyüyordu. Onun hükmü altına girmekten başka yolu olmadığını iliklerine kadar hissettiriyordu; sert, acımasız ve kesin bir dille emirler yağdırıyordu. Erkek, utancından kıpkırmızı olmuştu ama teslimiyetinin sınırlarını zorluyordu. Kadının elindeki kırbaç hafifçe tenine değdiğinde, küçük acılar onun içinde ateşi körüklüyordu. Her darbede hem fiziksel hem ruhsal olarak çökerken, bu yeni türden köleliğe karşı koyamıyordu.
Kadının parmakları hızla aşağı kaydı; erkek tüm gücüyle bedenini kontrol etmeye çalışırken, o alaycı bir gülümsemeyle amcığına yaklaştı. Sert ve acı veren hareketlerle oyuna başladı, uyuşukluğun içinde yanıp sönen arzuları hizaya sokmaya çalışıyordu. Dudağından çıkan ıslık sesleri, adamın inleme ve tutuş sesleriyle birleştiğinde odanın havasını daha da ağırlaştırdı. Ama asıl eziyet şimdi başlıyordu; kadının sert eli, adamın amcığını kıstırıp sıkıştırıyor, onu çığlıklar atan bir zavallıya dönüştürüyordu.
Yavaş yavaş kadın hızını artırdı; küçücük amcığın her kıvrımını acıtmakta ustalaşıyordu adeta. Öfkeli vurgu ve çılgınca dayamalarla erkeğin dayanma sınırlarını zorluyor, onu en derin yerinden çökertiyordu. Her “ahh” sesi, her zoraki nefes alış verişi kadının hazzını katlıyor; kendisini tam anlamıyla hükmederken buluyordu. Başkanlığında işkence eden o oyuncu kötü cadı, onun feryatlarını dinliyor ve bu feryatlar eşliğinde daha da derinleştiriyordu cinsel köklümelerinin dozunu.
Sonunda adamın tüm direnci çatladı; bedenini sarsan son çığlıklarla birlikte kadın son darbeyi indirdi. Amcık ve testisler arasındaki baskı doruk noktaya ulaştığında adamın tüm varlığı boşaldı; istekten ziyade çaresizlikle dolup taşan bedeninde acı ile haz içiçe geçtiği anlara sürüklendi. Kadın ise üstünlüğünü ilan edercesine keyifle izliyordu adamın teslimiyetini; sessizce kendi zaferini kutluyordu köklemenin ardından kalan terli tenler üzerinde…