Üvey oğlan, tereddütlü bakışlarla terapi odasına girdiğinde Cassandra hemen tavrını koymuştu; oyuncu ve kışkırtıcı. Yaramaz bir sır gibi aralarındaki o yasak çekim, sessizliğin içine sızıp yükselmeye başlamıştı. Odaya yayılan ağır hava, nefeslerini keserken Cassandra’nın gözlerinde beliren o vahşi arzu hiç gizlenmemişti. Her kelimesi, her bakışıyla içindeki sapkın düşünceleri gün yüzüne çıkarıyordu.
Çocukluğu karanlıkla yoğrulmuş olan üvey oğlan, şimdi bu kadının önünde diz çökmüştü; hem korku hem de suskun bir itaatle. Cassandra, dudaklarını ısırarak onu yavaşça kendine çekti. Sıkıca kavradığı yarak, dokunuşlarıyla canlandı; parmaklarının ucu amcığını avuçlamaya başlayınca adamın tüm vücudu titredi. Gözlerine hakim olamayan genç, sırası gelmeden yalan söyler gibiydi ama bu kadın onun zayıflığını biliyordu.
Yanaklarından salınan ter damlaları altında sakso yapmaya başladı Cassandra; dudakları ve diliyle yaranın en hassas köşesine hükmediyordu. Üvey oğlan hızlı hızlı nefes alıyor, kafasını geri atarak yoğun inletmelerin ritmine teslim oluyordu. Göğsüne bastırılan ellerden güç alan kadın, boynunu hafifçe ısırıp acı ile zevkin sınırında gezdirirken adamın amcığını daha da sertleştirdi.
Zaman geçtikçe gerginlik katlandı. Terapinin adı sadece bir maske gibiydi; burada asıl terapi, birbirlerinin bedeninde bulunuyordu. Cassandra’nın kalçasına dayadığı kalçayla sertçe kökledi üvey oğlanı; sarsılan bedenler arasında aralarındaki tabu duvarı yıkılıyordu. Kaskatı kesilen yarak yukarı aşağı inip çıkarken adamın soluğu kesiliyor, azgınlığını kontrol etmekte zorlanıyordu.
Sonunda öyle bir anlattılar ki tutkularını ki oda yankılanmaya başladı: yüksek çığlıklar, hırıltılar ve çıtırtılar… Cassandra’nın amcığı şiddetle kasılırken üvey oğlan da son noktasına varmıştı; istemsizce bütün gücüyle boşaldı içinde kadının. O an tek gerçek vardı: yasak arzunun karanlık oyunu tamamlanmıştı ve kimse artık bu kirli sırdan kurtulamazdı.