Kan emmekten vazgeçmeyen o karanlık vampir Alex Grey, geceyi kurbanı üzerinde tam bir cehenneme çevirmek için hazırdı. O soğuk bakışlarının ardında sakladığı kötü niyetler, adamın bedenini ele geçirip ruhunu paramparça etmeye yeminliydi. İlk buluşmada bile sinyaller netti: Bu adam sıradan değildi; her hareketiyle seni kontrol altına almak, sana hükmetmek istiyordu.
Alex’in elleri sertçe omzuna çöktü, parmakları derin izler bırakacak kadar sıkıyken, dudakları boynuna doğru indi. Orada hissettiğin o ani acı ve sonra patlayan zevk, onun senin damarlarından kana karıştığının işaretiydi. Kanın sıcaklığıyla vücudun gitgide ısınıyor, onun yaratıcı kötülüğüne istemsizce teslim oluyordun. Aptalca ama çekici bir korkuyla nefes alırken, o artık sadece vampir değil, aynı zamanda senin en vahşi fantezin haline gelmişti.
Çekingenlik yoktu; Alex’in arsız ve acımasız dokunuşları seni yavaş yavaş soyuyor, amını ve suratını kaplayan terden daha yoğun bir şeyle ıslatıyordu. Yarağını pençe gibi kavrayıp sertçe çekiştirirken içinde yükselen ateşi hissedebiliyordun; bu adam asla nazik davranmayacaktı. Seni sanki kendine ait bir köleymişsin gibi yere yatırıyor ve azgınlığını dizginlemiyordu. Gözlerinde parıldayan aç gözlülükle, amcığını ağzına alıp sıktıktan sonra öyle güçlü emiyor ve sömürüyor ki aklın gidiyordu.
Zaman geçtikçe dayaması hızlanıyor; içine dolarken çekilme temposu değişiyor, seni içten içe parçalayacakmış gibi köklüyordu. Suratında hırçın nefesiyle seni inlettiriyor, “Beni durduramazsın” dercesine amını kırarak aralıyordu. Parmaklarını dibinden geçirip gevşettiği anda derin bir şehvet dalgası yayıldı bedenine. Ağzındaki saksoya karşı koyamadığın gibi onun da seni tamamen ele geçirme arzusu büyüyordu.
Sonunda tavana yaslanırken yumuşak bir kırbaçla sırtını çarptırdı. Amcığını deli gibi kasıp çekerken heyecanın doruğuna çıkıyor; oradan gelen en ufak titreşimde bağıramadan dayanamadığın orgazma sürüklüyordu seni. Ağzından çıkan sıcak boşalmayı ciğerlerine kadar içerek tüm gücünü sana dayadıktan sonra tamamlamıştı işi: Sadece kanını değil ruhunu da sömürüp sana tatlı bir esaret yaşatmıştı o gece…