Üstü başı hafifçe dağılmış, gözlerinde yanan ateşle Zena Little oraya oturdu. Tatlı dudakları kıvrılarak folloşa yaklaşırken, elleriyle bedenini keşfe başladı; parmak uçlarıyla amcığını ovalayarak kendini iyiden iyiye ısıttı. İkili arasındaki havada yoğun bir gerilim vardı, sanki her an patlayacakmış gibi. Zena’nın dili amcıklarının arasına dalıp çıkıyordu, ısırıklarıyla hem acı hem tatlı bir zevk veriyordu partnerine. Dilinin her hareketiyle derinlere işlemişti, o saf tutkuyla ve kontrolsüz hayvani arzuyla.
Kaşlarını çatıp derin nefesler alırken aralarındaki mesafe tamamen kalktı; eller birbirini keşfederken kayganlık artıyor, giysiler yere seriliyordu birbiri ardına. Zena’nın uzun tırnakları omuzlarında geziniyor, teni tüy gibi ürperirken vücudu gitgide kabarıyor, sıcaklığı hissediliyordu. Şimdi sıra kökleme işindeydi; durmayıp sertçe dayandı içeriye. Amcığı daralıp genişliyor, her itişinde derinlerdeki haz katlanıyordu. Kadının inleyişleriyle birleşen sesler ortalığı inletiyor, sanki dünya sadece onların çıplaklığından ibaretmiş gibi.
Yarağı tam anlamıyla kavrayıp hızını artırmıştı Zena; amcığına saplandıkça folloşun yüzüne yayılan zehirli ter çoğalıyordu. Bağrışları, acı ve zevk karışımından yükseliyor; şehvet köpürüyordu iki beden arasında. Kalçalarına sinmiş eller durmuyor, daha fazlasını istiyordu o lanet olası amcık. Tekmelerle desteklenip tüm hırsıyla gövdesini yukarı aşağı sürüyordu partnerinin üzerine. “Daha hızlı! İnlet beni!” diye bağıran ses karnında yankılanırken, sikişi hızla çığrından çıktı.
Sonunda dayanılmaz zirveye ulaştılar ikisi de; vücutlar titreyerek çöktü üst üste. Zena’nın yarak ucundan sıçrayan belalar folloşun karın bölgesine yayıldı ve ağızlarından boğuk iniltiler yükseldi ölümsüz bir mutlulukla karışık… Her şey yerli yerine oturmuştu şimdi: Sürtünmenin doğrudan ruhlarını delercesine girdiği anın hakimi olmuşlardı onlar. Hepsi ağzından çıkan acımasız fısıltılarda saklıydı: “Dayadım seni delik deşik edene kadar…”